Tanrı bize akıl verdi, din değil!

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.

Göğün Genişlemesi Mucizesi

İslamcıların ''mal bulmuş, mağribi gibi'' sarıldıkları zariyat 47'de ''genişleme''anlamına gelecek hiç bir kelime yoktur.



Bu tip uydurma mealler, tamamen sahtekarlıktan ibarettir.''Genişlemeyi'' MUSİUNE'ye yüklerler.

''Musiune'' (موسعون) kelimesi nasıl genişleme anlamına getirildiğini affınıza sığınarak bir fıkra ile anlatacağım.


Alıntı:

Adamın birinin lakabı ,ÖRDEKMİŞ.

Bu ördek! bir gün bir arkadaşıyla kasabaya alış veriş yapmak için yola çıkmışlar.Epey bir yol aldıktan sonra

Ördeğin arkadaşı gök yüzüne bakıp.

- Hava bu gün, amma bulutlu demiş,

Ördek lakaplı ,hemen arkadaşına çıkışmış

Ayıp değilmi ? Biz arkadaşız



Öteki

- Ne olduki? Deyince

- Sen bana ördek dedin

- Ya ben sana ördek, demedimki. Deyince

*Ördek lakaplı ,şarlamış.

-Sen havada bulut var dedin. Hava bulutlanıca yağmur yağar ,yağmur yağınca su bir yelerde toplanır, gölet olur.



Gölette ne yüzer? Ördek . Şimdi inkar etme, sen bana ördek dedin.

İşte zariyattaki ,''genişleme'' uydurması aynı bu fıkra gibidir.



İnançlı arkadaşların, itiraz etmemesi için, arapçadaki genişleme ve genişletmek manasına gelen kelimeleri yazıyorum.





genişlemek * اِتَّسَعَ; genişlemek; büyümek; çok geniş olmak; zenginleşmek; (ل için) yeteri kadar büyük veya geniş olmak; (ل birinin) emrinde olmak; (ل birine karşı) hassas olmak; (bir şeyi) yapabilmek;


genişlemek * اِسْتَوْسَعَ; genişlemek; daha da büyümek; (bir şeyi) geniş veya büyük saymak;



genişlemek * اِنْفَسَحَ; ferah olmak; genişlemek; [vakit] yeterince olmak;



genişlemek * عَرُضَ; u (عِرَض,عَرَاضَة); geniş olmak; genişlemek;



genişletmek * مَطَّطَ; (bir şeyi) genişletmek; açmak; (birine) sövmek;



genişletmek * نَدَحَ; a (نَدْح) (bir şeyi) büyütmek; genişletmek;



genişletmek * وَسَّعَ; (br şeyi) büyütmek; genişletmek; (bşi) yaymak; (bşi veya من bşi) büyütmek; (على birine) zenginlik vermek, (birine, bir şeyi) bol bol vermek;



genişletmek * اَسْبَغَ; (bşi) genişletmek; (bşi) tam yapmak; eksiksiz yapmak; (على b-e, bşi) bol bol vermek;



genişletmek * اَسْهَبَ; (…i) عن açmak; genişletmek;



genişletmek * فَرَّجَ; (bşi) genişletmek; ( ...arasını) بَيْنَ aralamak;



genişletmek * فَسَّحَ; (bşi) genişletmek; (ل için) yer açmak;



genişletmek * عَرَّضَ; (bşi) genişletmek; (bşi, …e) ل maruz bırakmak; (bşi) sergilemek;



genişletmek * عَظَّمَ; (...i) yüceltmek; (...i) ululamak; (bşi) büyütmek; (bşi) genişletmek;



Bakınız, şu an önümde Diyanetin Kamuran Yıldırım'a çevirttiği 1983 basımı kuran var. Orda zariyat 47 ye verilen anlam şöyle.


Alıntı:

GÖĞÜ GÜCÜMÜZLE BİZ KURDUK, ŞÜPHESİZ BİZ GENİŞ KUDRET(GÜÇ) SAHİBİYİZ

Diyanet şimdiki mealini ''modaya ''uyarak şöyle çevirmiş


Alıntı:

GÖĞÜ KENDİ ELİMİZLE BİZ KURDUK VE BİZ ONU (ELBETTE)GENİŞLETİCİYİZ

Ne olduda? Kuranın anlamı 24 senede bu kadar değişti. Artık milleti kandırmak için, abartılı yalanlara ihtiyacınızmı var?



En namuslu çeviriyi yapan Abdul Baki Gölpınarlıdır. Onun çeviriside şöyle


Alıntı:

Ve biz, gökleri kurduk kudretle, onlardan daha üstününü, daha büyüğünü kurmaya da gücümüz yeter.

Ayrıca Abdul Baki Gölpınarlı , arapçayı ve farsçayı ,şu an ortada dolaşan ''mealcilerden' 'çok daha iyi bilen bir ''uzmandır''



İslamcılar, arapçadan hiç anlamayan ''mankurtlarına'' olurda, kamusa bakarlar diye '' mus'' kelimesinin ''vüs''

kelimesinden türediğini anlatırlar ki, külliyen yalandır(genişleme manası)



Şimdi bu ayetin türkçe harflerle okunuşuna bakalım.

vessema beneyneha bieydin ve inne le MUSİUNE



Burdaki ''vessemae'' bildiğiniz SEMA başındaki ''ve'' de bizim bildiğimiz ve ''beneyneha'' da bizimde kullandığımız

binadan gelme(arapçası' binae)



Uydurmasız meali ise, (ARAP, zaten bunu okuduğunda bundan başka bir şekilde anlamaz.)



VE SEMAYI GÜCÜMÜZLE BİNA ETTİK.



Bu ''GENİŞLETME'' uydurması tefsircilerin zorlamasıyla daha sonra popüler olmuş ve halk nezdinde 'tutturulmuştur.







Konuyla ilgili olarak Kitab-ı Mukaddes'ten bir örnek vereyim:



Alıntı:

Yeşeya 51:13

Sizi yaratan, gökleri geren, Dünyanın temellerini atan RAB`bi Nasıl olur da unutursunuz? Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz? Hani nerede zalimin gazabı?

Buradaki "geren" sözcüğünün anlamı çekerek genişletmektir.

Aslında ayetin doğru çevirisi germekte olandır. Yani ayet şöylede çevrilebilir:



Sizi yaratan, gökleri germekte, genişletmekte olan, dünyanın temellerini atan Rabbi nasıl olur da unutursunuz? (...)



Benzer ayet de Yeşeya 40:22'dir:

Alıntı:

Gökkubbenin üstünde oturan RAB`dir, Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir. Gökleri perde gibi geren, Oturmak için çadır gibi kuran O`dur.

Buradan yola çıkarak Kur'an'dan 1400 yıl önce, günümüzden 2800 yıl önce evrenin genişletildiği mucizesini Eski Ahid'de görmekteyiz.



Demek ki bir mucizeden söz etmek gerekiyorsa taklidine değil, aslına bakmak gerekir.:)



Şimdi gelelim Zariyat-47'ye..



"Musiun" sözcüğünün Kur'an'da başka bir örneği yoktur.

Dolayısıyla kıyas imkanı da yoktur.

Tahminle hareket edilir.

"Vus'a" yani geniş anlamına gelen sözcüğün "vasiun"'a yani kuşatan, kapsayan, genişlik veren halinin çoğulu olarak tahmin edilir.

Ne demektir vasiun'un çoğulu?

Genişleten değil de genişletenler mi?

Allah'ın mütevaziliği yani..

Bazı ayetlerde "Biz" der ya mütevaziliğinden.



Musiun'un Vasiun'un çoğulu olduğunun kanıtı yoktur.

Arapça'da ise Allah'ın sıfatlarından biri olarak rızk veren anlamında kullanılır.

Yine Arapça'da kötülük yapan anlamına da geldiği söylenir.



Bu tahmini kabul edelim. Hiçbir kanıtı olmamasına rağmen farzedelim ki musiun kelimesi vasiun'un çoğulu olsun.



Musiun kelimesinden önce gelen le takısı "daha çok", "çok fazla", "daha fazlasına da" "daha da" anlamlarına gelir.



Musiun fiili if'al babındandır.

Genişleten, genişletmekte olan, genişletici anlamına gelmesi için istifal babından olması gerekirdi.

İf'al babından olduğu için "Biz daha fazlasına da kurabilirdik" "İstesek daha büyüğünü, daha genişini de yapardık" anlamı oluşturacak şekilde "Biz çok vus'a malikiz" , "Biz herşeye kaadiriz", "Daha büyüğüne de gücümüz yeter" şeklinde meallendirilmiş.



Tabi mucizeciler, kelimelerden, sayılardan medet umanlar ve bilim yeni bir şey ortaya attığında hemen "Kur'an'da bunu nereye uydurabiliriz" çabasında olanlar ayeti çarpıtıp "genişletmekteyiz" haline getirmişler.



Genişletmekteyiz, genişleticiyiz anlamında olması için;

"ve nahnu lehu mustevziun" denmesi gerekirdi.



Demek ki neymiş;



1- Kur'an'dan 1400 sene önce Eski Ahid'de göğün gerildiği, genişletildiği yazıyormuş zaten.

2- Musiun kelimesinin vasiun'un çoğulu olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Kur'an'da başka musiun'da yokmuş. Dolayısıyla geniş kökünden türediği bir tahminden ibaretmiş.

3- Tahminin doğru olduğunu varsaysak dahi fiil if'al babından olduğu için genişleten, genişletmekte olan anlamına gelmezmiş. "Genişlik sahibi" , kudretli" ,

"Daha genişine de kaadir" anlamına gelirmiş.



Gelelim 48. ayetle bağlantısına:


Alıntı:

47- Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun

48- Vel erda feraşnaha fe nı'mel mahidun



Göğü ellerimizle biz kurduk, daha fazlasına da kaadiriz.

Yeri de biz yayıp-döşedik, ne kadar becerikliyiz.

Bu iki ayet birbiriyle bağlantılıdır. Birçok yer-gök ayetinde olduğu gibi.

Birbirinden kopuk ele alındığı takdirde yanlış meale sebep olur.



48. ayeti "Biz ne güzel döşeriz" "Biz ne güzel döşeyiciyiz" ya da "Biz ne güzel düzenleyiciyiz" şeklinde de çevirebilirsiniz ama Türkçesine en uygun olanı yukardaki gibidir.



47. ayetten göğün genişletilmeye devam edildiği anlamını çıkarıyorlarsa eğer, 48'den de yerin döşetilmeye devam edildiği anlamını çıkarman lazım.



Aslında bu iki ayette bir mucize yok. Tersine çelişki var. Ayetin dünyayı uzayda bir gök cismi olarak algılamadığı, uçsuz bucaksız dümdüz bir yer ve üzerinde de gök olarak algıladığı belli oluyor.



Zariyat-47'den evrenin genişlemesi ile ilgili zorlama mucize çıkarmakla uğraşmak yerine, Fussilet 10-12'deki çelişkileri halletmeye çalışsınlar. Mucize mealcileri kelimelerle oynayıp, tahrif etmeye alıştı nasıl olsa, önce göze batan bilime ters ayetleri düzeltmeye çalışsınlar da düzenbazlıktaki ustalıklarını görelim. Ama kolay değil..



Lokal grup içindeki galaksilerin bazıları bize doğru gelir,bazılarıda bizden uzaklaşırlar.Bir arı sürüsünün hareketiyle karşılaştırılabilecek olan bu hareketin pek şaşırtıcı yanı yoktur aslında.Arılar da öteye beriye,birbirlerine rölatif olarak hareket ederler,ama bir bütün olarak sürüyü korurlar değil mi?Bizim kendi kümemizin (küme=galaksiler topluluğuna verilen isim,arı toplulukları gibi) dışında kalan kümeleri incelemek istediğimizde,durum oldukça farklıdır.Burada da her kümede iç hareketler yine vardır,ama öteki bütün kümeler,bizimkinden öteye doğru hareket ediyor görünümünü vermektedir.Evrenin genişlediği düşüncesini veren,bu dikkate değer olgudur.



Bize en yakın küme 25 milyon ışık yılı kadar ötededir ve 500 yada daha çok galaksiyi kapsar.Saniyede 750 mille bizden uzaklaştığını gösteren bir kırmızı kayması vardır.Bugüne kadar keşfedilmiş olan en uzak kümenin bunun 100 katı kadar bir kırmızı kayması vardır ki bu ışık hızının beşte ikisi kadar bir uzaklaşmayı gösterir.Biliyorsun kırmızı kayması uzaklaşmayı ifade eder.



Zariyat 47'i genişlemekten bahsediyor varsayalım!

Şimdi Zariyat 47-48'i beraber ele alırsak bu bir mucize değil, yalan olur. Çünkü Zariyat 48'e baktığımızda yer (yani dünya) genişliyormuş gibi olur. Oysa yukarıdaki örneğe baktığımızda Dünya (yer) bir kütledir. Genişleyen dünya değil, evren olduğuna göre, daha doğrusu kümeler bir birinden uzaklaştığına göre. Bu ayetlerden mucize çıkarmak yalnış olur. Hatta bilime ters düşer :)



Son olarak ne İslam'ın, ne Kur'an'ın ne de Muhammed'in hiçbir mucizeye sahip olmadığını bizzat Kur'an ayetiyle kanıtlayalım:


Alıntı:

İsra-59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir.

Bu ayet Muhammed'ten mucize isteyenlere Kuran'ın cevabı, mucize gösteremeyince ne yapsın muhammed, kuran'a böyle bir ayet koyarak işin içinden sıyrılır.



özgür beyin, Pante, O.Bedirhan

No votes yet

Kullanıcı girişi