Tanrı bize akıl verdi, din değil!

Birleşme bir ilkedir. Proton elektronla birleşir, atomlar birleşerek karmaşıklıkları artar, birleşerek moleküller yaparlar, amip amiple birleşir, erkek dişiyle birleşir, akıl akılla birleşir, ülke ülkeyle... Varoluş birleşmiş olmaktır. Olmak birleşmektir. Ve varlık ne denli yüksek olursa birleşme o kadar fazla olur.

A) Yemameli Müseylime ile Sanalı Esvedi Ansi'yi "Yalancı Peygamberler" Olarak Tanımlamak Üzere Kur'an'a Ayetler Koyar (K. 48, Fetih Suresi, ayet 16)

Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre Muhammed, o dönemin önem­li kişilerinden sayılan Yemameli Müseylime ve San'ah Esvedi An­si'yi "yalancı peygamber" (türedi peygamber) deyimiyle aşağılardı. Bir kez şöyle demiştir:






Alıntı:

"Bir kere uyurken rüyamda bana yerde medffın hazineler ge­tirildi. Ve ovucumun içine iki altın bilezik konuldu... Sonra Al­lah bana bunlara üflemekliğimi vahyetii. Ben de lifledim. He­men ikisi de gitti. Ben bu bilezikleri iki yalancı (türedi Pey­gamber) ile te'vil ettim ki, ikisi arasında bulunduğum San'a 11 (Esvedi Ansi) ile Yemameli (Müseylime)dir."1





Müseylime. Yemame'deki Beni Hanife kavminin reisiydi. Söy­lendiğine göre "Eğer Muhammed, kendisinden sonra beni halef kı­larsa kendisine uyarım" diye konuşurdu. Bundan dolayıdır ki, Mu­hammed ona düşman kesilmiş ve Tanrı'nın onun hakkında "kezzab, maktul ve cehennem?" dediğini söylemiştir.2 "Kezzab" sözcüğü "ya­lancı" anlamınadır; "maktul" sözcüğü "öldürülmüş" ve "cehenne­mi" sözcüğü de "cehennemlik olmak" demek olduğuna göre, yuka­rıdaki tanımlamanın Müseylime'yi hakir kılıcı nitelikte olduğu mu­hakkaktır. Bundan dolayıdır ki, İslam kaynaklan Müseylime'yi kü­çültücü bir adla çağırmak üzere "MüseylimetülKezzab" (yani "Ya­lancı Müseylime" ya da "sahtekar Müseylime") terkibini kullanır ol­muşlardır. Oysa ki, Müseylime'nin böylesine bir lakaba muhatap kalacak ölçüde kötü bir davranışı olmamıştır. Bütün yaptığı şey Muhammed'den "paye" istemektir. Fakat Muhammed onu, hani sanki "peygamberliğini" elinden alıyormuş gibi kabul edip, aşağıla­ma yoluna gitmiştir. Gerçekten de kaynakların bildirmesine göre Müseylime, 17 kişilik bir heyetle bir gün Medine'ye gittiğinde Mu­hammed'i ziyaret eder ve ondan "nübüvvet payesinden" (peygam­berlik rütbesinden) bir hisse ister. Onu dinleyen Muhammed, elin­de tuttuğu hurma dalını göstererek şöyle cevap verir:



1 Sahihi..., c.X, s.378. Hadis No: 1649.



2 Sahihi..., c.X, s.377.


Alıntı:

"(Değil nübüvetten bir pay fakat) şu hurma dalının bir parçasını benden istesen onu bile vermem. Sen de Allah'ın, hakkındaki hüküm ve takdirini tecavüz edemezsin! (O hüküm, kezzab, maktul, cehennemi olmandır.) Eğer sen bana ve Hakk'a muhalefet eder­sen, Allah seni muhakkak helak eder. Ve ben muhakkak sanırım ki, sen... rii'yamda bana gösterilen (meş'uın) kişisin!"

der ve yanında duran şairi Hassan b. Sabif'i göstererek:




Alıntı:

"İste şu zat (hatibim) Sabit'tir. Benim tarafımdan sana (icab eden) cevabı verecektir"

diye ekler.3 Emir üzerine Hassan b. Sabit, Müseyleme'yi baştan aşağı giydiren bir şiir söyler. Fakat Muhammed, özel şairinin verdi­ği bu cevabı pek yeterli bulmamış olmalıdır ki, vahiy indi diyerek Kur'an'a şu ayeti koyar:


Alıntı:

" Ey Muhammed! Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki '... Güçlü kuvvetli bir millete karsı, onlar Müslüman olana ka­dar savaşmaya çağırılacaksınız. Eğer itaat ederseniz Allah si­ze güzel ecir verir'..." (K. 48, Fetih Suresi, ayet 16.)



Her ne kadar bazı yorumcular, bu ayetin başka bir vesileyle, da­ha doğrusu Hudeybiye Seferi'nden geri kalanların Farslılara ya da Romalılara karşı savaşa çağırılacaklarını anlatmak maksadıyla indi­ğini ve bu savaşların Muhammed tarafından Mute ve Tebuk gazve­lerinde başlatıldığını söyleseler de, tanınmış yorumculardan birço­ğu farklı görüştedirler. Nitekim İbn İshak'ın Zuhri'den rivayetine ve ayrıca Beyzavi'nin de yorumlarına göre bu ayetde sözü geçen kav­min, Müseyleme'nin kavmi olan Beni Hanife olduğu anlaşılmakta­dır.4 Nitekim hicretin 12. yılında, Ebu Bekir'in halifeliği zamanın­da, Yemame'deki Beni Hanife'ye savaş açılmış, Müseyleme öldürül­müş ve kavmi de İslam olmaya zorlanmıştır.






3 Sahihi..., c.X, s.376, Hadis No: 1648.



4 Sahihi..., c.VIII, s. 189, 304. Bu konuda ayrıca bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.VI, s.4418.







Muhammed'in, kendisine rakip olarak gördüğü diğer bir kimse Utbe İbni Rebfa'dır ki, genellikle Abu'lValid künyesiyle bilinir. Utbe Mekke'nin tanınmış, zengin ve son derece cömert bilinen ki­şilerinden olup Muhammed'in uzaktan akrabası sayılırdı. Aynı za­manda şair ve iyi bir konuşmacı olan Utbe, halkın çok sevdiği ve saydığı bir kimseydi; önemli hususlarda daima ona danışılır, onun tavsiyesine uyulurdu. Ka'be'deki "Haceri Esved"in (Karataş'ın) ye­rine konmasında rolü olduğu gibi Muhammed'in putlar aleyhine ko­nuşmaya başlaması üzerine onu bundan vazgeçirtmek üzere Ku­reyşlilerin Abu Talib'e gönderdikleri heyete katılanlardan biri ol­muştur.5 Kureyş halkı Utbe'yi öylesine değerli ve saygın bir kimse olarak bilirdi ki, çoğu kişiler onun peygamberlik payesine layık ol­duğunu anlatmak için şöyle konuşurlardı:




Alıntı:

"Ne olurdu şu Kur'an iki şehirden (Mekke ve Taif) büyük bir kimseye gönderilseydi. "6





Bu şekilde konuşmakla Utbe'yi, Muhammed'den daha fazla pey­gamberliğe layık gördüklerini anlatmak isterlerdi. Ve işte Muham­med'i çileden çıkaran ve Utbe'yt karşı düşman yapan da bu tür ko­nuşmalardı. 7 Bununla beraber Utbe, İslam dinine karşı olmakla bir­likte, Muhammed'e düşmanlık besleyenlerden ya da eziyet edenler­den olmamıştır. Aksine, bir bakıma yardımcı olmuştur. Daha önce­ki sayfalarda değindiğimiz gibi Muhammed, Taif halkı tarafından taşlanıp kovulduğu zaman Taif dışındaki bir yerde üzüm bağlarına sahip bulunan Utbe ve Şayba kardeşlere sığınmış ve onlardan iyi bir davranış görmüştür. İslam kaynaklarından öğrenmekteyiz ki, Utbe, Mekkeli putperestlerle Müslümanların Bedir'de birbirlerini öldürmelerini önlemek maksadıyla elinden geleni yapmış ve bu yüzden bazı kimseler (örneğin Ebu Cehl) tarafından korkaklıkla ve davaya ihanetle suçlandırılmıştır. Bu suçlamalardan kurtulmak için Müslü­manlara meydan okuduğu ve bu meydan okuması üzerine Muham­med tarafından gönderilen Ubeydullah b. elHaris b. elMuttalib ta­rafından öldürüldüğü anlaşılıyor.






5 Bu konuda Neşet Çağatay'ın İslam Ansiklopedisi'nde Utbe b. Rebi'a için yazdık­larına bkz. Ayrıca bkz. Sahihi..., c.VI, s.507.



6 Sahihi..., c.IX, s.33. Bu tür konuşmaların İlmi Ahdi Yalil hakkında cereyan et­tiğini söyleyenler de vardır.



7 Bu düşmanlığa sebep olarak başka olaylar da gösterilir. Örneğin güya Muham­med Mekke'de bir gün namaz kılarken Utbe gelip deve döl döşeğini onun sırtına atarak alay etmiştir. Bkz. Sahihi..., c.X, s.45.

No votes yet

Kullanıcı girişi