Tanrı bize akıl verdi, din değil!

Milliyetçilik, sizin, orada doğduğunuz için bu ülkenin diğer tüm ülkelerden daha mükemmel olduğunu zannetmenizdir.

Muhammed'in gereksinimleri ve isteklerini karşılayan hükümler

Kendisini "peygamber" olarak ilan ettiği tarihten ölünceye kadar geçen süre boyunca Muhammed, bütün düşünce ve duygularını hep Tanrı'nın ağzıyla ve Tanrı'dan geldiğini söylediği "vahiylerle" ortaya vurmuş ve bütün eylemlerine hep Tanrı'yı sözcü kılmış, günlük ya­şantılarının her yönünü, Tanrı'dan geldiğini söylediği buyruklarla ayarlamıştır. Örneğin öğleleri kuşluk uykusuna yatmasından tutunuz da, yemek yemesine, su içmesine, giyinmesine, sümkürmesine, istinca etmesine (pislikten temizlenmesine), besmele çekmesine, şey­tanların şerrinden kurtulmak istemesine, hastalandığı zamanlar nefes edip vücudunu meshetmesine, kadınlarıyla ilişkilerine, şehvet gaile­sine, kıskançlıklarına, kindarlıklarına, düşmanlıklarına vb. varınca­ya kadar günlük yaşam sorunlarının her yönünü, Tanrı'dan geldiğini söylediği vahiylerle1 çözüme bağlamıştır. Bağlarken de çoğu zaman Tanrı'nın kendisine diğer insanlardan farklı ve özel ayrıcalıklar tanı­dığını söylemekten geri kalmamıştır. Kur'an'a koyduğu bir ayetin şu ilk tümcesi, bu örneklerinden biridir.

Alıntı:

"Ey o Peygamber! Biz, bilhassa (özellikle) sana şunları helal kıldık..." (K. 33 Ahzab Suresi, ayet 50.)



1 "Vahiyler" deyimini Muhammed'in Kur'an'a koyduğu ayetler ve Kur'an olmaya­rak yerleştirdiği hükümler (hadisler) karşılığı olarak anlamak gerekir.

Denebilir ki bu ayet, Kur'an'ın esas itibariyle Muhammed tara­fından ve onun yaşam gereksinimlerini karşılamak üzere hazırlan­mış olduğunun ilginç kanıtlarından biridir. Ayet, bazı şeylerin Tan­rı tarafından sırf Muhammed'e özgü olmak üzere "helal" kılındığı­nı bildirmekte! Bu helal kılınan şeyler arasında "mehirlerini vermiş olduğu zevceleri" ve "Allah'ın ganimet kıldığı cariyeleri" dışında, bir de "amca, dayı, hala ve teyze kızları" bulunmakta, şu şartla ki, bunlar Muhammed'le birlikte Medine'ye hicret etmiş olanlardan ol­sunlar. Ayrıca da ayette kendini Muhammed'e hibe edenlerden söz edilmekte;2 yani Tanrı Muhammed'e mehirsiz olarak kadın alma hakkını vermekte ve: ".. .bunlar sana hiçbir darlık olmamak için­dir" diye eklemektedir. Başka bir deyimle Tanrı:

"Bütün bunlar senin için halis olmak üzere, sade sana mahsus bulunmak üzere helal kıldım, müminlere değil"

demektedir.3 İlerideki sayfalarda buna benzer daha pek çok örnek­ler yer alacaktır. Fakat şimdilik şöylece bir fikir edinmek üzere, yu­karıdaki ayetin "amca, dayı, hala ve teyze kızları" ile ilgili hükmün­deki bir özelliği belirtelim:

Daha henüz Mekke'deki gençlik döneminde Muhammed, amca­sı Ebu Talib'in kızı Ümm Hani'ye evlenme teklif etmiş ve fakat reddedilmişti. Ümm Hani onu reddetmekle kalmamış ve fakat daha sonraki bir tarihte Medine'ye hicret edenler arasında da yer alma­mıştı. Bu olay nedeniyle Muhammed, Ümm Mani'ye karşı öylesine bir kırgınlık, hatta kin beslemiş olmalıdır ki, aradan yıllar geçip de Medine'ye hicret ettikten ve artık iyice şan ve şöhrete kavuştuktan sonra Kur'an'a yukarıda söz konusu ettiğimiz ayeti koymuştur:



2 Kur'an'ın Ahzab Suresi'nde şu yazılı: "Ey o Peygamber! Biz, özellikle sana şun­ları helal kıldık: ... amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber hicret eden kızlarını! Bir de diğer müminlere değil fakat sırf sana mahsus olmak üzere nikahlamayı dilediğin takdirde, kendisini sana hibe eden mümin kadınları... On­lardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığı» hanımla­rından arzu ettiğini tekrar yanına almanda senin üzerine bir günah yoktur..." (Ahzab Suresi, ayet 5051.)

3 Elmalılı H. Yazır, age, c.V, s.3914.

Alıntı:

"Ev o Peygamber! Biz. özellikle sana şunları helal kıldık: ... amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber hicret eden kızlarını...!" (K. 33, Ahzab Suresi, ayet 50.)

Görülüyor ki burada, amca, hala, dayı ve teyze kızlarından söz edilmekte ve Muhammed'in bu kızlarla evlenebileceği bildirilmek­te: Şu şartla ki, bunlar Muhammed ile birlikte Medine'ye hicret edenlerden olmuş olsunlar. Yani Tanrı, amca, hala, dayı ve teyze kızlarından olup da Muhammed ile hicret etmeyenleri Muham­med'e helal kılmamış oluyor! Dikkat edileceği gibi ayet, Ümm Hani'nin durumuna tıpatıp uygun bulunmakta! Çünkü Ümm Hani, Medine'ye hicret etmeyip Mekke'de kalanlardan biridir. Bu ayeti Kur'an'a koymakla Muhammed, Ümm Hani'ye adeta şöyle demek istemiştir: "Vaktiyle sen benimle evlenmeyi reddettin ve işte şimdi Tanrı senin bana layık olmadığını bildiriyor." Böylece ondan intika­mını almış olmaktaydı. Dediğimiz gibi, konuya ileride tekrar döne­ceğiz. Fakat bu vesileyle bir örnek daha verelim:



Hatice'nin ölümünden az sonra Muhammed, altı yaşına yeni basmış olan Ayşe ve ayrıca da otuz beş yaşlarında dul güzel bir ka­dın olan Şevde ile evlenmişti. Medine'ye hicret ettikten sonra birbi­rinden güzel ve genç kadınlarla yeni evlilikler yapmış, ayrıca cari­yeler edinmiş ve kadınlarının sayısını iki düzineye yaklaşık şekilde çoğaltmıştır; söylendiğine göre bir aralık aynı zamanda evli olduğu karılarının sayısı on biri bulmuştur. Karıları arasında kıskançlık ol­masın ve böylece kendisi bakımından huzursuzluk doğmasın diye Muhammed sıra ve nöbet esasına göre kanlarıyla cinsi münasebet­te bulunmayı uygun görmüştü. Güya bu suretle onlara eşitlik üzere muamele ediyormuş görünümündeydi! Bununla beraber karıların­dan bazılarına (örneğin Ayşe'ye) diğerlerinden daha fazla ilgi ve sevgi göstermekten geri kalmazdı. Yaşlı kadınlardan pek hoşlanma­dığı için, yaşlanmaya başlayan Şevde adındaki karısıyla cinsi mü­nasebette bulunmaktan kaçındığı ve hatta onu boşamaya kalktığı anlaşılıyor. Nitekim Sevde bunu fark ettiği içindir ki, sırf kendisini boşamasın diye Muhammed'e teklifte bulunarak kendi nöbet sırası­nı Ayşe lehine terk etmeye hazır bulunduğunu bildirmiştir. Bu teklifden fazlasıyla hoşnut kalan Muhammed nöbet ve sıra esasına bağlı kalmadan kanlarıyla cinsi münasebette bulunmak hususunda Tanrı'dan vahiy indiğini söyleyerek Kur'an'a şu ayeti koyar:


Alıntı:

"(Ey Muhammed!)... onlardan (kanlarından) dilediğim geriye bırakır, dilediğini de yanma alırsın..." (Ahzab Suresi, ayet 51.)



Başka bir de deyimle Muhammed, bütün isteklerinin Tanrı tara­fından yerine getirildiği kanısını yaratmak ve taraftarlarını buna inandırmak için hep bu yollara başvurmuştur. Çoğu kişileri buna inandırmakta güçlük çekmemiştir. Fakat inandıramadıkları da ol­muştur. Nitekim en çok sevdiği eşi Ayşe bile bir gün ona: "Ma er a (ura) rabbcke illa yusariu fi hevake" demekten kendini alamamış­tır. Bu sözler din bilimcileri tarafından

Türkçeye:

"Rabbin, şüphesiz senin dilek ve arzunu geciktirmeden derhal gerçekleştirir."

şeklinde ya da:



"Vallahi Rabbinin, senin arzunu hemen yerine getirdiğini gö­rüyorum."



olarak ya da hatta:



"Bakıyorum da senin Rabbin, yalnızca senin heva'nı (şeyinin keyfini) yerine getirmek için koşuyor."



diye çevrilmekte.4 Her ne kadar Ayşe bu sözleri, Muhammed'in nö­bet ve sıra esasına göre karılarını ziyaretten vazgeçmek üzere Ahzab

4 Turan Dursun, Tabu Can Çekişiyor l Din Bu I, Kaynak Yayınları, İstanbul 1990, s.16 vd. ve Din Bu IV, Kaynak Yayınları, İstanbul 1996, 6. basım, s. 101. Ayrıca bzk. Sahihi Buharı Muhtasarı..., Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlan, c.XI, s. 151. Hadis No: 1721.



Suresi'ne koyduğu 51. ayet"1 vesilesiyle söylemiş ise de. bununla sa­dece "cinsel istek" sorununa değil, fakat her konuyla ilgili sorunlara gönderme yapmış gibidir ve aslında şunu demek istemiştir:



"Sen ne zaman bir şey istesen, Tanrı'dan vahiy geldi diyerek o istediğin şeyi elde etmektesin!"

Ve gerçeklen de Muhammed'in Tanrı'dan indiğini söylediği "va­hiyleri", yine Muhammed'in yaşam sorunlarına vurduğumuzda sunu görmekteyiz ki, bunların hemen hepsi onun isteklerini ve günlük si­yasetinin tüm gereksinimlerini karşılamak maksadıyla, yine onun ta­rafından yerleştirilmiş şeylerdir. Bu vesileyle birkaç örnek verelim:

No votes yet

Kullanıcı girişi